Ağır rüyalar veda eder gibi hüzünlü, buruk merhabalar doğurur. Uzun zamandır blog okurum çok da severek, açmaya üşenirdim hep. "Assignment" vesilesiyle başlamış oldum, adını da Junk koydum. Burayı moduma göre kullanacağım; sevdiğim, özlediğim, düşündüğüm, hayalini kurduğum her şey, okuduğum bir kitaptan her gün dinlediğim ama söylemeye cesaret edemediğim bir şarkıya kadar her şey burada artık. Mod demişken, modumuza göre mekan değiştirebilsek bunların hiçbiri başımıza gelmezdi değil mi? İnsanları, önceki gece rüyalarında ne gördüklerini bilmeden yargılamaya kalkmasak, ne düşündüklerini bilmeden kafamızda uydurduğumuz doğrularımıza inanmasak... Zaten düşüncemi açıklama çabam kendimi tatmin etmek için benim, seni inandırmak kadar önemli o da. Ama son zamanlarda düşünmekten de kaçıyorum hep. Düşünürsem seni, beni - bizi nelerin beklediğini fark etmekten korkuyorum, çoktan almam gerektiğini bildiğim kararları almaktan korkuyorum. Ama düşünceler biz düşünmeden nasıl düşer ki aklımıza? Düştükçe düşer uçurumun kenarından... İşte o an hissizleşirsin, hareket edemezsin artık felçlisindir. Felç geçirenleri düşünüp üzülüyorsun değil mi? Öyleyse onları bertaraf edip kendin için, elde kalanlara tutunarak birşeyler yapmanın vakti geldi, onlar senin için üzülmüyor zira. Hem çivi çiviyi sökmez bazen, iyice dibine işler. Bu böyle "kanayan yaralarına kan dursun diye başka bedenler basarsan mikrop kaparsın" tarzı bir durumdur. Yok diyorsan ki zaten yaramı iyileştirebilecek olan tek şey beni yaralayandır, o zaman bırak kanasın; o nasılsa sana kör sana sağır, sana felçli. Ama kanadıkça kolayca kanatırsın başkalarını da, zaten sen duygusuz olmak zorunda bırakıldın ve bu durum karşısında ne hissedeceğini bile bilmemekten başka birşey değil seni korkutan. Bir de yalnızlık var tabii. Biliyorum çünkü hepimiz aynıyız. Sanırım hepimiz hayatın tek kişilik olduğunu anlayana kadar sevdiceklerimize yer açma çabasında yana kayıp kendimizi sıkıştırmaya devam edeceğiz. Ha bir yanda da hayali bile gülümseten, her gülümsememizde yokluklarını fark ettiğimiz insanlar var, kahkahamızı paylaşmak için delirdiğimiz; dokunabildiklerimiz yerine onları düşünüp susarız. Zaten geçmişi geçmişte yaşayamamaktan geliyor hep bu arkamıza bakarak yürüme çabalarımız, sonra sıkıysa bul hangi kanalizasyon çukurundasın... Ve bu yüzden mutlu son yoktur, olsa bile o sona giderken o kadar çok acı çekersin ki, mutlu olduğunu bile anlayamazsın. Zira ağır rüyalar veda eder gibi hüzünlü, buruk merhabalar doğurur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder